Selam,
Biliyor musun, ben tam bir gece kuşuyum. Kışın en sevdiğim yanı bitmeyen geceler. Uzun gecelerde daha verimli olduğumu düşünüyorum. Uzun uzun düşünüp birtakım konulara kafa yormak, kendime dönmek, kendimi dinlemek daha kolay geliyor bana kış gecelerinde. Kabuğuma çekilip örtüyü üzerime çekip kıvrılıp sıcak yatağımda uykuya dalmak büyük keyif. Sen ne düşünüyorsun bu konuda?
Çocukluğumuzda birbirimize sorardık "En sevdiğin mevsim hangisi?" diye. Çocuklar genellikle ilkbahar veya yazı seçerdi. Sanırım içlerindeki o heyecanı ve coşkuyu yansıttığı için öyle derlerdi. Bense o zamanlardan tüm mevsimleri eşit severdim. İnsan yaş aldıkça sanki sonbahar ve kışı daha bir seviyor.
Hava şartları sertleştiğinde bazı insanların ruh hali de kötüleşiyor. Ben buna pek anlam veremiyorum. İlkbahar geldiğinde içimiz kıpır kıpır olur, kanımız delice akar. Hatta bazılarımız her bahar "aşık" olur. Derken yaz gelir ve havalar ısındıkça bir rehavete kapılırız. Bazen bunaltıcı gelir o sıcaklar. Derken sonbaharın o tatlı serinliği içimizi ürpertir. Kış gelip kapıya dayandı mı da bir karamsarlıktır, bir hüzündür çöker kimisine.
Oysa ben şöyle düşünürüm: Doğa ne mükemmel bir denge üzerine kurulmuş! Tam sıcaklar bunaltmaya başlıyor, tenime değen o serin rüzgar içimi ferahlatıyor. Tam soğuklar içimi titretmeye başlıyor, derken ilkbaharın o ılık meltemi tenimi okşuyor. Nasıl da aklımdakini okuyor doğa, nasıl da her şeyi tam ayarında yaşatıyor...
Bana göre insanın ruh sağlığı ne kadar iyiyse ruh hali de o ölçüde iyi oluyor. Zihnimiz sürekli rahatsız edici düşüncelerle doluysa veya kendimizi dinleyip anlamaya çalışmıyor ve hep kendimizi yargılıyorsak, sürekli kendimizi eleştirip duruyor veya saplantılı bir durum içinde bulunuyorsak bu zaten ruh sağlığımızın pek iyi olmadığını gösterir. Saplantılı bir durumdan kastım kafamıza taktığımız herhangi bir olay, durum ya da kişi olabilir.
Eğer kendini bir çıkmazda hissediyorsan, seni o çıkmazdan çekip çıkaracak bir tek kişi var; o da SENSİN. Psikologlar, psikiyatrlar bir dereceye kadar sana yardımcı olabilir. O kuyudan SEN kendini çekip çıkarmalısın. Tarama yapacaksın. Hayatını bir film şeridi gibi gözlerinin önüne getir. Yaşadığın en kötü durumları düşün. Şu an geçmişte yaşadığın o kötü anları değiştirecek güce sahip misin? Hayır. Peki sen öldüğünde yaşadığın o kötü anların bir önemi kalacak mı? Hayır. Peki nasıl bir hayat yaşamak istiyorsun? Hiç düşündün mü? Huzurlu, mutlu, sağlıklı, paralı? Herkes gibi. Herkesin istediği hayat bu. Peki bu hayatın bir gün biteceğini bile bile neden kendimize zehir ediyoruz? Neden mutlu, neşeli, sağlıklı yaşayamıyoruz? Hepsi zihnimizle alakalı.
Kendimizi o kuyuya hapsedip ya geçmişteki pişmanlıklarımızla ya da gelecekle ilgili kaygılarımızla yaşıyoruz. Oysa mental sağlığımız, şu anın tadını ne kadar çıkarabildiğimiz ve kendimizi ne kadar onayladığımıza bağlıdır. Öncelikle kendimizi o kuyudan çıkarıp özgürleştirmemiz gerek. Sonra da hayatı olduğu gibi her şeyiyle kucaklayabilmemiz gerek. Kışın o yağmurlarda ıslanmak, o fırtınaların, şimşeklerin gürültüsünü doğanın şarkısını dinler gibi sevgiyle dinlememiz gerek. Yazın kavurucu sıcağında duşumuzu alıp çok şükür diyip ferahlayabilmemiz, baharın tatlı rüzgarı tenimizi okşarken yüreğimizin yumuşadığını hissedebilmemiz gerek.
Hayatın her anının keyfini çıkarabilmen dileğiyle...
Bugün senin için seçtiğim şarkı. Keyifli dinlemeler....
Yorumlar
Yorum Gönder