HAYATI ANLAMAK

 Selam,

             Bugün nasılsın? Hayat nasıl gidiyor? Balkonda oturmuş kahve içerken birden yazmam gerektiği düşüncesine kapıldım. Anlatmak istediğim o kadar çok şey var ki... Bir önceki yazıda kendimizi bulup keşfetmekten, kabul etmekten, kendimizi neden sevmemiz gerektiğinden bahsetmiştim. Bu yazımda, bu hayatta var olma ve bu dünyaya ait olduğumuzu hissetme üzerine sohbet etmek istiyorum. Hayatı biraz olsun anlamak ve anlamlandırabilmek, bizim bu hayata daha sıkı tutunmamızı ve yaşama sevinci kazanmamızı sağlar.

            Her zamanki gibi kendi deneyimlerimden de biraz bahsetmek istiyorum. Hayatı ne zaman sorgulamaya başladın dersen üniversite birinci  sınıfta derim. Lisede, yaşım arkadaşlarımdan daha küçük olduğu için olmalı, pek bir şeyi sorgulamadan boş boş yaşayıp gidiyordum. Tek bildiğim derslerime çalışmam gerektiğiydi. Ona rağmen pek parlak bir öğrenci sayılmazdım. Ama neyse ki lise son sınıfta hangi mesleği yapmak istediğime karar vermiştim: Dil bölümünü seçecektim. En azından üniversite hayatına, doğru bir yerden yani sevdiğim bir taraftan giriş yapmıştım.

            Üniversite birinci sınıfa başladığımda yurt arkadaşlarım, sınıf arkadaşlarım ve hemşehrilerim sayesinde hem hayatı hem de insanları sorgulamaya başladım. Etrafımda her tür insan vardı. Fakat kendime çok yakın hissettiğim kimse yoktu. Alevisi, sünnisi, Kürdü, Türkü, Arabı, Çerkezi, Lazı, göçmeni, eşcinseli, züppesi, şımarığı, çıkarcısı, fakiri, zengini... 

            Neredeyse hepsiyle arkadaşlık ettim. Hiçbirine ait hissetmedim. Fakat o yıl kitap okumaya da başladım. Hayatı anlamlandırmaya çalışıyordum. Bu kadar çeşitli insan varken nasıl bir arada yaşayabiliyorlar? diyordum. Kitaplarda okuduğum kadarıyla farklı fikre sahip insanlar birbirlerini pek sevmiyorlardı. Birey toplumun bir parçasıydı, toplum da bu çeşit çeşit insanların bütünüydü. 

            İnsan kendini bir yere ait hissetmeliydi. İnsanlığın büyük ihtiyacıydı bu. 

            Yıllar geçti; hala kendimi bir gruba ait hissetmiyordum. Ne zamanki  dünyaya farklı gözlüklerle bakmaya başladım o zaman bir şeyler belirmeye, netleşmeye başladı. Ben evrende bir noktaydım. Bu dünyaya, doğaya, evrene aittim. Tüm insanlar gibi. İlla belli bir zümreye ait olmam gerekmiyordu, belli bir kalıba girmem gerekmiyordu. 

            İnternetin de ortaya çıkması ve gelişmesi de bu düşünceme katkıda bulundu. Kendime artık "Dünya Vatandaşı" diyorum. Tüm insanlığı, tüm mezhepleri, tüm ırkları kucaklayan bir düşünceye sahiptim artık.

            Hayatı anlamak dedim başlığa ama bence hayatı anlamak mümkün değildir. Ama kabullenip tadını çıkarmak mümkündür.

            Sana da sadece şunu söylemek isterim bitirirken: Madem bu dünyaya geldin o halde bu hayatı sana verilmiş bir hediye olarak düşün.

            Şair Ataol Behramoğlu ne demiş meşhur şiirinde?

"Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana."

            Bugün sana çok sevdiğim bu şarkıyı seçtim:




Yorumlar

Yorum Gönder