Merhaba,
Kısa bir aradan sonra yeniden seninleyim. Bir süredir yoğunluktan yazamıyordum. Fırsatını bulup kaçamak bir yazı yazmak istedim. Yaş konusunu ne zamandır ele almak istiyordum. Bugün biraz bunu konuşalım.
Yeni tanıştığımız bir insanın yaşını neden bu kadar çok önemseriz hiç düşündün mü? Beynimiz bize şöyle diyor sanırım: Karşındaki senden küçükse daha az deneyimlidir. Senden yaşlıysa da pek fazla ortak noktanız yoktur. İşin aslı böyle değil aslında.
14 yaşındayken 18 yaşın ileri bir yaş olduğunu, 19 yaşındayken 27 yaşın çok büyük olduğunu, 28 yaşındayken 35 yaşın orta yaş gibi bir şey olduğunu düşünürdüm. Ama 35 yaşıma geldiğimde her yaştaki 'ben'in aslında birbirinden çok farklı olmadığını, ruhumuzun ve karakterimizin değişmediğini, hislerimizin bile pek fazla değişmediğini gözlemledim.
35 yaşıma geldiğimde şunu artık idrak edebiliyordum: Bir insan 80 yaşına da gelse çocukluğundaki özünü hala içinde bir yerlerde muhafaza ediyordur. Nerden mi anladım? Yaşlı insanların gözlerinin içine bakınca da görmek isteyen özündeki o çocuğu görür.
43 yaşındaki ben bana neler anlatıyor? Sana ondan da bahsedeyim: Olgun muyum? Belki. Yaşantılarım beni olgunlaştırmıştır belki. Fakat içimde çırpınıp duran o küçük kızı hala görebiliyorum. Sürekli gözümün önünde. Bazen yaramazlık yapmak istiyor, bazen oyun oynamak. Bazen çıplak ayak zıplamak istiyor, bazen de sadece uyumak.
Sen de böylesin biliyorum. Hiç tanımadığım insanların gözlerine bakıyorum. Hiç olmadık yerlerde karşılaştığımız insanlar. Gözlerindeki o saflığı, masumiyeti görebiliyorum. Kötü niyetli insanlar da vardır belki biliyorum. Ama o kötü dediğimiz insanlara bile bakınca o incinmişlik, o kırılmışlık avazı çıktığı kadar bağırıyor. Sen insanları gerçekten görmeye başlayınca o insan sana kalbinin en saf halini sunuyor. Dene.
Eğer biri sana kötü davranıyorsa, sürekli karşıdakine çatıyorsa veya en ufak bir olayda parlıyorsa bil ki o insanın sevilmeye ve şefkate ihtiyacı vardır. Anlamalısın. Öfkeyle haykıran birini gördüğünde sevgi ve anlayış dilendiğini bil. Her yaşta sevgiye ihtiyacımız vardır. Ama belli bir olgunluğa gelince eğer sevgiye doymuşsak, karşımızdakine bizden taşan sevgiyle yaklaşıyoruz. İşte olgunluğun gerçek tanımı bana göre budur. Çocukluğumuzdaki travmalar, şefkat eksikliği bu sevgi ihtiyacını canlı tutar. Oysa ki bu sevgi açlığını kendi farkındalığımızla, bedenimize ve ruhumuza göndereceğimiz yüksek frekanslı sevgi dolu sinyallerle doyurabiliriz.
Peki bunu başardıktan sonra ne mi olur? Artık etrafında kim olursa olsun, nasıl bir olay yaşanırsa yaşansın sakin kalmayı ve onlara içinden taşan sevgiden bir miktar göndermeyi başarabilirsin. Peki ondan sonra ne olur? Yavaş yavaş tüm hayat senin lehine dönmeye başlar. Çocuklar, gençler, yetişkinler, yaşını almış kimseler... Hepimiz aynıyız aslında.
Yaşamını lehine çevirmeyi başarabilmen dileğiyle...
Senin için bugün şu şarkıyı seçtim: Keyifli dinlemeler.
Yorumlar
Yorum Gönder