Merhaba,
Nasılsın bugün? Arınmaktan, fazlalıkları atarak zihni boşaltmaktan bahsetmiştim önceki yazımda. Şimdi ise seninle içsel bir yolculuk yaparak biraz özümüze dönüp kendimizi tanımak için neler yapabiliriz, onu konuşalım biraz.
Kendimi tanıma yolculuğumda bana yol gösteren en önemli şey aynamdı. Aynaya bakarak kendime sorular sorarak başladım: Bu hayattan ne istiyordum, amacım neydi, neden mutlu olamıyordum, neden korkuyordum, neden kendime bir türlü güvenemiyordum? Bu hayata sadece acı çekmek için mi gelmiştim? Bazen kendime bu soruları sorarken istemsizce ağlıyor ve sonra da kendime acımaya başlıyordum. Sonra kızıyordum kendime. "Sen güçlü bir insansın, kendine gel!" şeklinde kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum, telkinlerde bulunuyordum. Sonra ne oldu biliyor musun? Ben aynadaki kişinin gözlerine bakarak konuştukça onu daha yakından tanımaya, şefkat göstermeye başladım. Baştaki o üzüntü, acıma hissi kaybolmuştu. Zaman içinde gözlerimin aslında ne kadar güzel olduğunu, ellerimin nasıl özenle yaratıldığını, aslında tüm insanların -ben dahil- ne kadar büyük bir mucizeyle bu dünyaya geldiğini farkettim.
O eleştirdiğim kişi, yani ben, tam bir mucizeydim. Kendimi eleştirmek, yargılamak, hor görmek bu mucizeye bir haksızlıktı. Tam tersi kendime çok daha özenle, şefkatle, ilgiyle yaklaşmalıydım. 'Benden bir tane daha yok' diye düşünmeye başladım. Hayat şartları bu mucize gibi insanı zaten çok yormuştu. Üstüne ben de mi eziyet edecektim? Buna kimsenin hakkı yoktu.
Bir sabah kalktım ve aynaya baktım. Ta gözlerimin içine, en derine. Ve şunu dedim: "Yıllardır sana yapılan haksızlıkların üstüne ben de sana çok haksızlık ettim. Beni affet, çok üzgünüm. Seni yapayalnız ve savunmasız bıraktım. Artık ben hep senin yanındayım, elini hiç bırakmayacağım" deyip kendime sarıldım. O an benim için unutulmaz bir andı, kendimle barıştığım ve kendimi sevmeye başladığım gün o gündü. Tam 40 yaşındaydım. (Şu an 43). 40 yıldır ben nasıl kendimi görememişim? Resmen hayatın içinde kaybolmuştum.
Sen de eğer benim yaşadıklarını yaşadıysan veya yaşıyorsan sana naçizane tavsiyelerim olacak. Bunları neden yaşıyor insanlar biliyor musun? Çok düşündüm ve şu sonuca vardım: Küçükken çevremizdeki insanlar, arkadaşlarımız bizimle dalga geçiyor, daha sonra ailemizden yeteri kadar ilgi ve sevgi görmüyoruz. Ergenlikte hata yapınca direk herkes suçlamaya başlıyor. Biraz daha büyüyüp daha büyük sorunlar yaşamaya başlıyorsun. İnsanların dedikoduları seni gitgide eziyor ve ailen tarafından da sahiplenilmiyorsun. Bizim gibi insanların kaderi bu. Derken insanlara karşı büyük bir nefret beslemeye başlıyorsun. Ama içten içe onlara hak veriyorsun. "Ben işe yaramazın tekiyim, ben çok büyük hatalar yaptım. Lanet olsun benim gibi insana! Aptalım ben!.." ve daha neler neler.. diyerek suçluluk duygusu yaratılıyor içinde. Sonra da bu suçluluk duygusunu ömür boyu taşıyorsun. Ta ki bir gün bir farkındalık ve aydınlanma yaşayana kadar. Benim gibi.
Sana tavsiyem şudur: Eğer kendini bulmak ve daha yakından tanımak istiyorsan etrafındaki insanlardan kendini bir süre soyutlamalısın. Kendinle başbaşa kalıp arada konuşmalısın. Kendine sevgi ve şefkat gösterip bıkmadan her gün kendine sarılacaksın. İnsanlara olan nefretin de azalmaya başlayacak, umursamamaya başlayacaksın. Umursamama aşaması en önemli aşama. Kırılma noktası diyebilirim. Artık ne kendini ne de insanları yargılamayacaksın. Hayat böyledir diyeceksin.
Çok sevdiğim bir söz var: "Her şey insanlar için." Kimsenin de dedikodusunu yapma. Çünkü o zaman insanları yargılamış oluyorsun farkında olmadan. Hayat karşımıza neler çıkaracak, çocuklarımz neler yaşayacak bilemeyiz.
İçsel yolculuğunda sana keyifli yolculuklar dilerim.
Şimdi kendine bir kahve yap ve senin için seçtiğim şarkıyı dinle. "BEKLETME HAYATI"
Yorumlar
Yorum Gönder