Selam,
Nasılsın? Bugün kafam biraz bulutlu. Ama bugünkü yazımı kafamda şekillendirdim. Kısa ve net bir şekilde toparlayıp aktarmaya çalışacağım. Bu yazıyı okurken dinleyebilirsin:
Yine kendimi aradığım günlerden biriydi. İnstagramda dolaşırken tesadüfen karşıma Marie Kondo çıktı. Şunu sorup duruyordu: Sana mutluluk veriyor mu? Sana keyif veriyor mu? (Does it spark joy?) Hayatınızın en küçük parçasından başlayın ve kendinize sorun diyordu. Sana keyif vermeyen her şeyden kurtul. Biraz araştırma yaptım ve kitabı olduğunu öğrendim. Hemen gidip o kitabı satın aldım ve arınma yolculuğum başlamış oldu.
İlk önce gardırobumdan başladım. Giymediğim tüm kıyafetleri, kullanmadığım ayakkabıları, çantaları, ihtiyaç duymadığım nevresimleri, çarşafları, yastık kılıflarını, dantel takımları, salon takımlarını... hepsini ayıkladım. Çekmecelere sıra geldi. Tüm çekmeceleri boşaltıp sırayla her şeyi farklı bir katlama yöntemiyle katlayarak yerleştirdim.
Mutfak dolapları ve çekmecelerine sıra geldi. Sevmediğim, kullanmadığım tüm gereksiz kapkacakları, tencereleri, tabakları, bardakları, hatta çatal kaşıkları bile eledim.
Tamı tamına beş jumbo çöp poşetini doldurdum. Ama o kadar rahatlamıştım ki, üzerimden koca bir yük kalkmıştı sanki. Hafiflemiştim. Evimde fazla eşya kalmamıştı. Sadeleşmişti. Minimalist bir hal almıştı. Dolapların içi o kadar rahatlamıştı ki sanki kafamın içi de bir o kadar rahatlamıştı. Stresimin büyük kısmı yok olmuştu. Bunu çok net farkedebiliyordum. Düşünce şeklim bile değişmeye başlamıştı.
Tüm fazlalıklardan kurtulmuştum. O gün bir karar vermiştim: Bana gerçekten keyif vermeyen, içime sinmeyen, ihtiyacım olmayan hiçbir şeyi satın almayacaktım. Evimde kullanmadığım eşyam kalmayacaktı. Tabii ki misafirleri hesaba kattım. Burası Türkiye. Ama abartmaya gerek yok deyip alışverişlerimi çok ama çok azalttım. Sırf çok güzel görünüyor diye ya da sırf çocuğum istiyor diye satın almaya son verdim.
Arınmanın ilk adımını anlattım. Hayatlarımızı düzene sokup eşyaların bize sahip olmasına izin vermeden, kendimize bir hareket alanı yaratmamız gerekiyor. Kafamızın içindekileri tuğlalara benzetirsek yavaş yavaş aynı bir duvarı örer gibi o tuğlalar yerine oturmaya başlıyor. Duvarı ördükten sonra kafamızın içindekiler netleşiyor ve aslında hayatta gerçekten ne istediğimizi ortaya çıkarmış oluyoruz. Bu yüzden işe bununla başlamak gerekiyor. İçi tıka basa dolu bir valiz hayal et; bu senin evin veya beyninin içi olabilir. Güzel bir şeyi içine sokmaya çalış, istediğin kadar uğraş yerleştiremezsin. Bu yüzden güzelliklerin sana gelebilmesi için ve hayatına dahil olabilmesi için onlara yer açman lazım.
Fight Club filminde bir replik vardı: "Sahip oldukların sonunda sana sahip olmaya başlıyor."
Biraz uzun bir post oldu. Ama umarım net olarak anlatabilmişimdir.
Hayatına güzellikleri katabilmen dileğiyle.
Call.forlife
Nasıl arınmamız gerektiğini çok güzel anlattınız, ruhunuza ve elinize sağlık ✨
YanıtlaSilTeşekkür ederim
Sil